<
x

TARİHİ YERLER

ALANYA KALESİ

Ortaçağdan kalan kale, kendisini üç taraftan koruyan Akdeniz'e çıkıntı yapan kayalık bir yarımadanın üzerinde, 250 metre yükseklikte bulunur.

Üzerinde 140 kule bulunan 6,5 km uzunluğunda bir surla çevrelenmiştir. 1220'de Alaeddin Keykubat'ın şehri fethetmesinden sonra Kızıl Kule'yi de içine alan bir imar kampanyasının bir parçası olarak kalenin büyük bir kısmı 13. yüzyılda Selçuk Sultanı Rûm emriyle inşa edilmiştir. Kalede birkaç kapı vardır. Büyük kapıların üzerinde son derece güzel resimler bulunmaktaydı. Günümüzde bunların hepsi yok olmuştur.

Kalenin içerisinde tuğla sarnıçlar ve Bizans kiliseleri gibi bazı antik binalar vardır. İçerideki köşklerin çoğu 19. yüzyılda inşa edilmiştir.

Günümüzde bina, açık hava müzesi olarak kullanılmaktadır.

KIZIL KULE

Alanya'daki önemli bir turistik nokta olan Kızıl Kule limanda bulunur. Bina şehrin sembolü olarak kabul edilir ve hatta şehrin bayrağında da kullanılmıştır.

Binanın inşaatı Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat I döneminde başlamış ve 1226'da tamamlanmıştır. Sultan, binayı tamamlamak üzere dönemin başarılı mimarı Ebu Ali Reha'yı Suriye Halep'ten Alanya'ya getirtmiştir. Kule adını, inşasında kullanılan kırmızı renkli tuğladan alır. Kule o kadar güzel inşa edilmiştir ki ortaçağ askeri mimarisinin en iyi örneklerinden birisi olmayı sürdürür. Binada koruma çalışmaları yapılmış olsa da şehirdeki en iyi korunmuş Selçuklu binası olduğu söylenebilir. Sekizgen kırmızı tuğla kule, tersaneyi korur. 1979'da kule ziyaretçilere açıktı.

DAMLATAŞ MAĞARASI

Mağara, Alanya'nın merkezinde yer alır. DAMLATAŞ adı, damlayan taşlar şeklinde düşünülebilir.

Mağara 1948'de limanda çalışma yaparken bulunmuştur. İçerisinde 15.000 yıllık büyüleyici sarkıtlar ve dikitler vardı. O zamandan itibaren mağara koruma altındadır ve çok sayıda çalışma yapılmıştır.

Damlataş Mağarası doğal güzelliğiyle birlikte aynı zamanda astımı olan kişileri iyileştiren havası ile de ünlüdür. Böyle bir rahatsızlığınız varsa Alanya'ya geldiğinizde Damlataş Mağarasını ziyaret etmeyi unutmayın. 

DİM MAĞARASI

Mağara, sarkıtları ve dikitleriyle ziyaretçilerine muhteşem bir manzara sunan doğal bir oluşumdur.

Ortada küçük bir tuzlu göl vardır.

Burası, yerel avcılar arasında sığınak olarak iyi bilinen bir yerdir.

1998'te ziyarete açılmıştır ve bilinen ikinci büyük mağaradır.

TERSANE

İnşaatı 1227'de, Sultan'ın şehri fethetmesinden altı yıl sonra Kızılkule yakınlarında başlamış ve bir yıl sonra tamamlanmıştır. Kemerli beş gözden oluşan tersanenin denize bakan cephesi 56,5 metre ve 44 metre derinliğindedir. Tersane alanı, en çok güneş ışığı yer belirlenerek seçilmiştir. Tersanenin giriş kapısındaki yazıt Sultan Keykubat'ın armasını taşır ve rozetlerle süslüdür.

Alanya Tersanesi Selçukluların Akdeniz'deki ilk tersanesidir, daha önce Karadeniz'de Sinop Tersanesini yaptıran Alaeddin Keykubat, Alanya Tersanesi ile "iki denizin sultanı" unvanını almıştır. Tersanenin bir yanında mescit, diğer yanında da bir muhafız odası bulunur. Gözlerden birisinde zamanla kurumuş bir kuyu bulunur. Tekneyle denizden veya Kızılkule'nin yanındaki surlardan yürüyerek tersaneye ulaşabilir, herhangi bir ücret ödemeden içeri girebilirsiniz.

TOPHANE

Tersanenin yanında bir tophane bulunur. Denizden on metre yüksekliğinde bir kayanın üzerine savunma amaçlı inşa edilmiştir. Kesme taşlardan oluşan ve 1277 yılında inşa edilen üç katlı ve dikdörtgen binada savaş gemileri için top döküldüğü de bilinmektedir.

Kültür Bakanlığı ve Alanya Belediyesi tarafından Tersane ve Tophane'yi bir denizcilik müzesine dönüştürme çabaları sürmektedir.

EHMEDEK

Bizans İmparatorluğu'ndan kalan kalenin kuzey tarafındaki küçük kalenin yerine Selçuklu Döneminde yeniden inşa edilmiş ve "orta kale" olarak isimlendirilmiştir. Giriş kapısındaki kitabeden 1227 yılında inşa edildiği anlaşılmaktadır. Adını, Selçuklu dönemindeki inşaat ustası "Ehmedek"ten aldığı sanılmaktadır.

Üçer kaleli iki bölümden oluşan orta kale, stratejik olarak önemli bir yere konumlanmıştır ve Sultan sarayının bulunduğu iç kaleyi de koruyabilecek bir yerdedir. Kulelerin bugün hala ayakta olan duvarları Bizans döneminde kayaları yontarak yapılmıştır. Orta kaledeki üç sarnıç bugün hala kullanılmaktadır.  

SÜLEYMANİYE CAMİSİ

Cami, 1231 yılında Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat tarafından şehir yeniden imar edilirken İçkale'nin hemen dışına inşa edilmiştir. Ancak sonraki yıllarda cami harap olduğunda 16. yüzyılda Osmanlı Dönemi sırasında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yeniden imar edilmiştir. Tek minareli cami Alaeddin, Kale veya Süleymaniye olarak bilinir. Yapı moloz taşlardan yapılmıştır ve kare şekle sahiptir.

Sekizgen bir iskelet üzerine oturan tuğla bir kubbesi bulunur. Akustik özellikleri sağlamak için kubbenin askısı olarak görev yapan parça üzerine on beş adet küçük küp yerleştirilmiştir. Bu kalite ibadet sırasında hissedilir, halka açık alan dört ayak üzerine dayanan üç tuğla kubbenin altında yer alır. Kapı ve camlar, Osmanlıların oymacılık sanatına güzel örneklerdir. 

BEDESTEN

Kalenin içinde, Süleymaniye Cami'nin yanındadır. 14. veya 15. yüzyıl civarında, Karamanoğulları döneminde pazar veya han olarak inşa edildiği sanılmaktadır. Kesme taşlardan inşa edilen dikdörtgen bir binadır. 26 odası ve 35 metre uzunluğunda ve 13 metre genişliğinde bir avlusu vardır. Bugün bu tarihi bina otel, restoran ve cafe olarak kullanılmaktadır.

Avluya bakan ortaçağdan kalma dükkânlar bugün otel odaları olarak yeniden dizayn edilmiştir. Bahçedeki merdivenlerin sonunda büyük bir sarnıç vardır. Bahçe bir cephede üst surlara, diğer cephede de Toroslara, Akdeniz'e ve plaja bakar. Bedesten, işletmecisinden izin alınarak gezilebilir. 

DARPHANE

Yarımadanın ucunda, yaklaşık 400 metre uzunluğundaki sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda Burnu üzerindeki yapılardır. Her ne kadar halk arasında "Darphane" olarak bilinse de bu kesme taştan inşa edilmiş binalar, hiçbir zaman para basmak için kullanılmamıştır.

11. yüzyıldan kalma taş binalardan birisi küçük bir kilisedir, diğerleri ise büyük ihtimalle manastır olarak kullanılmıştır. Küçük kilisenin kubbesi hala ayaktadır. Kayaların üstünde bir sarnıç vardır. İçkale'den Cilvarda Burnuna kayalara oyulmuş basamaklı bir yol olmasına rağmen bugün kullanılamaz durumdadır. Denizden geliş ise zor ve tehlikelidir.

Gerek İçkale'den bakıldığında gerekse de denizden tekneyle burnu dönerken muhteşem bir görüntüye sahiptir.

AKBEŞE SULTAN MESCİDİ

Kalenin içinde Bedesten'in kuzeyinde ve Süleymaniye Cami'ne yaklaşık 100 metre mesafededir.

Alaeddin Keykubat2ın Alanya kalesindeki ilk kumandanı Akbeşe Sultan tarafından 1230'da yapılmıştır. Dışı kesme taş, içi ve kubbesi tuğladandır. Kare bir şekli ve iki odası vardır.

Odalardan birisi mescittir, diğerinde ise Akbeşe Sultan'ın mezarı bulunur. Odada üç mezar daha vardır. Mescidin yarım kubbesinin çinilerle süslü olduğu anlaşılmaktadır.  Kitabede şunlar yazmaktadır:
"Tanrı, yerin ve göklerin gaiplerini bilir. Tanrı'nın mescitlerini ancak O'na ve ahret gününe inanalar imar ederler. 1230 yılında yüce Sultan Alaeddin Keykubat'ın günlerinde Tanrı'nın rahmetine muhtaç zayıf kulu Akbeşe yaptırdı."

Mescidin birkaç metre uzağında moloz taştan kaide üzerinde tuğladan silindirik bir minare vardır.  

ANDIZLI CAMİ

Tophane mahallesindedir. Adını, yanındaki andız ağacından alan cami, 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu dönemine özgü mimari özellikler taşır. Kesme taştan yapılmıştır ve yüksek olmayan bir minaresi vardır. Minberi, Selçuklu tahta oymacılık sanatının en güzel örneklerinden birisidir. Camiye, Kızılkule minaresinin aşağısındaki bir kapıdan girilir, sonundaki balkonun ilginç bir görünümü vardır.  

SİTTİ ZEYNEP TÜRBESİ

Kaleye giden yolda, bir kayanın üzerindedir. Selçuklu veya Osmanlı dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Yapı kare şeklindedir ve iki oda içerir, odalardan birisinde uzun bir sanduka varken diğer oda boştur. Evliya Çelebi, binanın Bektaşi Dervişlerinin tekkesi olduğunu yazar, Sitti Zeynep hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı İmparatorluğunun vakıf kayıtlarına göre türbenin sofu vakfının adı Sitti Zeynep Gin't Zeynül Abidin olarak geçmektedir.

Mezarı olan kişinin, bir ermiş olduğu sanılmaktadır.
Antik çağda türbenin olduğu kayaya her biri ki metre uzunluğunda üç mezar oyulmuştur. Antik mezarlar bir dönem su deposu olarak kullanılmıştır.

HIDRELLEZ KİLİSESİ

Alanya merkezine on kilometre mesafedeki Hacı Mehmetli Köyü sınırları içerisinde, Hıdır İlyas mevkiindedir.

19. yüzyılın başlarında Akdeniz'e tepeden bakan bir yamaca kurulan kilisede bugün Hıristiyan ve Müslüman ziyaretçiler ibadet etmektedir. Şekli karedir, tavanı tuğladan yapılmıştır, duvarları taştan yapılmış olup küçük bir yarım kubbesi vardır. Kilisede ahşap bir asma kat bulunur. Duvarlardaki freskler bozulmuştur. Kitabeden, kilisenin 1873 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Alanya Müzesinde sergilenen kitabe Yunan alfabesini kullanarak Türkçe (Karaman dili) yazılmıştır. Alanya'da yaşayan ve Türkçe konuşan Ortodoks Kilisesi cemaati 1924'teki mübadele sonucu Yunanistan'a gittiğinde kilise kapanmıştır. Hıdrellez Kilisesi yanında, aynı zamanda Antalya Kaleiçi Kilisesi olarak bilinen bir su kaynağı vardır. Ören yerine giriş ücretsizdir.

ŞARAPSA HANI

Alanya'nın 13 km batısında, şehirlerarası karayolu üzerinde 13. yüzyıldan kalma bir binadır. Kervansaray, 1236-1246 yılları arasında Selçuklu Sultanı olan Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından tarihi İpek Yolu üzerinde inşa edilmiştir. 1000 metrekareye yakın arazi üzerine inşa edilen binanın duvarları, iri kesme taşlardan yapılmıştır. Orta Çağlarda en önemli konaklama merkezlerinden birisi olan Kervansaray bugün eğlence merkezi olarak kullanılmaktadır.  

ALARA KALESİ (ALARAHAN)

Alara Kalesi, 1232 yılında Alanya'nın 37 km batısına Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'ın isteği üzerine yapılmıştır ve denizden 9 km uzaktadır. İpek Yolu üzerinde bulunan kalenin amacı, Alara koyu yakınlarındaki handa konaklayanları korumaktır. Kale, 200 metreden 500 metreye kadar çıkan dik bir tepe üzerine kurulmuştur. Görkemli bir görüntüsü vardır. Bir iç bir de dış kısımdan oluşur. Kaleye 120 basamaklık karanlık bir koridordan girilir. Ören yeri olarak düzenlenerek ziyarete açılmadığı için yaban bitkilere ve yıkıntılara dikkat etmek gerekir. Kaledeki kayaları oyarak açılan tüneller vardır. Kalıntılar arasında küçük bir saray, çalışanların odaları, bir cami ve bir hamam vardır. Duvarları ve patikaları aşarak kalenin tepesine çıkmak isteyenler en az bir saat tırmanmayı göze almalı ve uygun ekipmana sahip olmalıdır. Bununla birlikte tepeden görünüm, tırmanmaya değecek kadar muhteşemdir.

ALARAHAN

Alara Kalesinden 800 m uzaklıkta bir düzlükte ve Alara Çayının kıyısında bulunur. Tüm kervansaray, 2 bin metrekarelik bir arazi üzerine kesme iri taşlarla inşa edilmiştir. 1231 yılında yapılan han birkaç yıl önce onarılmıştır ve restoran ve alışveriş merkezi olarak kullanılmaktadır. Nöbetçi kulübeleri bugün de özelliğini korumaktadır. Kervansarayın ikinci kapısı misafir odalarına açılır. Uzun koridorun iki yanında küçük odalar vardır. Kervansaray içinde bir çeşme, mescit ve hamam vardır. Onarım sırasında ortaya çıkan taş ustalarının imzaları çok dikkat çekicidir. Keykubat Alanya'daki kitabelerde kendisini "kara ve iki denizin sultanı, Arap ve Acem ülkesinin sahibi" olarak nitelerken Alarahan ‘daki kitabesinde "Rum, Şam, Ermeni ve Avrupa ülkelerinin fatihi" unvanlarını almıştır. Alarahan'ı ziyaret etmek ücretlidir. Handaki restoranda yemek yenilebilir, ayrıca küçük kır lokantalarında da yemek yenilebilir ve servis yapılıncaya kadar çayda yüzülebilir.  

KARGI HAN

Alanya'nın batısında, Kargı çayının kuzeyindedir. Kitabesi olmadığı için hangi yılda yapıldığı hakkında bir bilgimiz yoktur. 46 metre genişliğinde bir 50 metre uzunluğunda taş bir yapıdır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı döneminde Akdeniz ve İç Anadolu arasında köprü görevi gören yol üzerinde, Kesikbel'de kervansaray olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

Her bir odanın tepesinde hava bacaları bulunur ve odalar, ortadaki avlunun çevresinde yer alır. Kapının karşısında taştan oyulmuş hayvan yemlikleri vardır. Yapı harap durumdadır.

Copyright © 2015 Azura Complex. All rights reserved.
Designed by Mescomedia